Kayıtlar

İLK İZLENİMLER (KASIM 2021)

Resim
  Geç uyanmak mümkün değil. Gözlerimi açınca mavi gökyüzünü görüyorum, gökyüzüne bakarak buranın Stuttgart olduğunu anlamak mümkün değil ama benim yüzüm kesinlikle Türkiye’de olmadığımı kanıtlar. Otel, tren garına yakın olduğundan her dakika geçen bir treni görebiliyorum, görmesem de tren sesi geliyor. Ambulans sirenleri, tren tıkırtısı farklı, yabancı. Daha on gün önce Öyküm’le Frig vadisinde bir köy evinin bahçesinde muhteşem lezzette gözlemeler yiyip çaylarımızı yerken bu anı hayal edip konuşuyordum. Nasıl olacak, olacak mı, yapabilecek miyiz derken geldik bile. Dün bir dizide “hayal kurmak mı yapmak mı daha kolay” minvalinde bir diyalog vardı. İkisi de çok zor, evet yapmak sanki bir tık daha acı veriyor. Benim açımdan öyleydi. Hep konuştuğumu yaşarken, geride bıraktıklarımdan ayrılmak acıydı, bıraktıklarım bilinçaltına ittiğim bazı duygulardı galiba. Çünkü yaşayana kadar varlıklarından haberdar değildim. Oteldeyiz beş gündür, demiryoluna ve pazar günü inlerin cinlerin top oyn...

SÜRGÜNÜN İKİNCİ YARISI

Resim
  Uzun saatler boyunca ve ara vermeksizin kitap okumayı özledim. Derin derin soluklanmak için balkona çıkmayı ve sokaktan geçenleri amaçsızca izlemeyi de... Jelibon' u kucağıma alıp birlikte koltukta mayışmalarımızı, nefeslerimizin birbirine karışmasını, mırlamalarından mutluluk duymayı da...Kitapçıları gezmeyi, İstanbul kaçamaklarımı ve Zühal'le ölümüne aksırıncaya tıksırıncaya kadar yemelerimizi, manzaraya karşı veya değil hiç fark etmez sigara tüttürmeyi, kaç milyonluk İstanbul'da bizi bir daha kim görecek deyip saçmalamalarımızı.. Yaşlı insanlar gibi eski anılarımda seyahat ediyorum, annem her gece rüyasında çoktan ölmüş insanlarla vakit geçiriyordu, ben rüya bile değil, gündüz gözüyle geziniyorum. "Beyin göçü" kavramını bir öğrencim " bedeni bir yerdeyken aklın başka yerde olması" olarak açıklamıştı da gülmekten çocuğa bir şey diyememiştim. Hakikaten doğruymuş...Öyle anlar oluyor ki ikiye bölündüğümü ve en önemli ve en ağır yanımın İstanbul'da, ...

Yeniden Başlayabilmek

 Çok iyi bir öğretmendim, öğreticiydim, çünkü öğrettiklerimle yeniden öğrenmeyi de çok seviyordum. Amacım severek hevesle öğretmek, gönülden gönüle bir köprü kurabilmekti. Bitirdiler. Sistemden daha çok kendimi sorguluyorum hangi davranışım sebep oldu buna, davranışım yanlış mıydı gerçekten, dışardan bakıldığında neye göre yanlıştım, nasıldım... Çözemiyorum, çözemediğim için de hala kurcalıyorum, iyileşip atlatamıyorum bu eşiği. Bu travma ilişkisini bitiremediğim için yeni bir başlangıç için güç bulamıyorum kendimde. Adım attım sayılır, Hukuk okumaya başladım ama hala adapte olamadım, sorulara cevap yok, aksine daha da artmakta...Daha önceki kırılmalar enerjimi öyle harcamış ki yeni bir meslek edinmek için heves kalmadı. Bunun da başına bir şey gelir mi, nasıl adım atmalıyım, halbuki daha önce de dikkatliydim, adil ve dürüst olmaya çalışıyordum, acaba şimdi daha farklı mı davranmalıyım...Ne dini ne hukuki ne de ahlaki referanslar bana ümit vermiyor, motive etmiyor...Hepsinin eğrile...

Değişiklikler

 Kendime yeni rutinler oluşturma çabalarındayım. Birkaç gündür çocuklardan erken kalkıp spor yapmaya başladım. Normalde sporu ikindi vakti çocuklar sokakta oynarken yapardım ama bunun için herşeyi ayarlamam gerekiyor,bu da ayrı bir stres.. Sabahları ise tek endişem olabildiğince sessiz olmak. Kahvemi iç,yorum,kocaman bir bardak su da sporuma eşlikçi. Çocuklar kalkınca da kahvaltı hazırlamaya girişiyorum. Eskisinden daha sakin ve enerjiğim sanki.  Sigarayı bıraktım. İki haftadan fazla oldu içmeyeli. Çok sıkılmıştım içmekten. Artık keyif vermiyordu, sıkıcı bir alışkanlığa dönüşmüştü. Belki başından beri keyif vermiyordu ama ben farkında değildim. Ama bitti sonuç itibariyle. İlginç olan şu ki bir sürü sigara bırakma hikayesi dinledim hepsinde içme isteği fazlasıyla hissedilen. Benim içimden hiç gelmedi içmek. Hatta eşimin sigara kokusu midemi bulandırır hale geldi. Balkonda içilse bile sanki benim boğazıma doluyor kokusu. Öyle rahatsız ediyor beni. Bu deneyim de bana kendi özgürl...

Fuat Saka

 Akşam yemeğini ocağa koyarken elime ilk gelen kaseti aldım kutudan. Teybi çalıştırdım, Lazutlar olanca anılarıyla dilime ve aynı anda içime işleyiverdi. Fuat Saka ile tanışmam üniversite öğrencisiyken ev işlerinde ve çocuk bakımında yatılı olarak yanında kaldığım aile sayesinde oldu. Üç katlı evin çatı katında Beykoz ormanlarının kokusu ve güney cephenin olanca hararetiyle ütü yapardım. Sündüs abla yazları kaldıkları bu evde teknolojiye yer yoktu. Kafa dinlemek için geldiklerinden televizyon İnternet falan yoktu. Sadece bir cd çalar vardı. Öylesine basıverdiğim çalma tuşuyla Fuat Saka'nın sesi ve canlandırıcı müziği dolmuştu odaya. Ütü bir yandan ikindi güneşi öte yandan kavururken bunlara aldırmayıp nerdeyse horon teper vaziyette ütüleri bitirirdim. Bir zaman sonra denk geldiğimde kasetini almıştım kendime de. Ama kasetçalarlar piyasadan silinince dinleyemez olmuştum. Çok şükür birkaç seneden beri bir teybim var artık...Öyle ki benim için zaman makinesi hükmünde bir alet oldu....

Rutinler

Erik dalı ile aramıza çelik iskeleler girdi üç haftadır. Binaya yalıtım yapılıyor nihayet ve bu da bu süre zarfında balkon ve pencerelerin kullanımını kısıtlıyor. Normalde tüle perdeye açık mı kapalı mı diye pek dikkat etmem, tenha bir sokaktayız, yakınımızda bir bina da yok bizi görecek. Ama yalıtım işi bitene dek hücrede ve sürekli gözetleniyormuşuz gibi hissettim. Alla var, işçiler çok işinin ehli insanlardı, hiç bir kere bile camdan içeri kaçak bir bakışa rastlamadım, hatta tülün gerisinden takip ediyorum acaba cama doğru bakacaklar mı diye ama hayır bir kere bile göz atmadılar içeriye. Bugün itibariyle iskeleler söküldü, eve güneş doğdu, erik yeşilliği doldu resmen. Tekrardan içime okuma isteği geldi ki cidden hiç okuyamadım üç haftadır. Şimdi de bu saatte harıl harıl e-kitap arıyorum kendime. Gönül ister ki kitapçıdan ağır ağır bakınarak hatta içine dalacak kadar okuyarak alayım kitabı ama böyle bir imkan ve ortam yok. İnternetten almak başlı başına bir riziko ayrıca hesabımı da ...

Erik Dalı

Resim
Umudum oldu bu erik ağacı…Hayata her kuruduğum anda yeniden başka bir zamanda çiçeklenerek başlanabileceğinin bir ispatı iki bahardır.Geçen sene düşünmeden, keyifle yediğim erikler, nasıl soğuktan, rüzgardan çıkmıştı, aklıma bile gelmezdi…Şimdi yağmurlu bir Mart gününde, damlalarla çiçekler kristalize olmuş gibi parıldıyorlar. Kışın balkonda sigara molaları verirken, incir ağacından emirle bir bir düşen damlacıkları seyrederken, bu sene erik dallarını an be an takip ediyorum,çocuklar da görsün diye anlatıyorum.Kitap okumalarımı mahsustan tam da güneş ışıklarının erik cephesinden süzüldüğü öğle sonralarına denk getiriyorum. Işıktan kamaşan ve kitap okumaktan kapanan gözlerim beni kısa da olsa tatlı bir uykuya daldırıyor. Sırf o zevki tadabilmek için pusu kuruyorum kendime, en ağır ve en uzun cümleli İhsan Oktay Anar romanlarıyla. Kitapları zaten ayrı bir alem, ayrı bir kelime cümbüşü olan bu yazarın yazdıklarıyla insan ayık bile olsa düşte sanıyor kendisini, hele bu ışık...

Kamp Ya Da Kısa Süreli Göçebe Hayatı

Resim
Yazı hazırlamak zor iş..Onca fotoğraf deryasından ayıklama, sıralama derken bayağı zaman geçiyor. Harddiskler sürekli arıza verip de içindeki fotoğraflar ulaşılamaz olunca buraya yazmak ve eklemek daha kalıcı sanki. Bu yaz birkaç senedir denemek istediğimiz şeyi yaptık, çadır kampı şeklinde 10 gün geçirdik. Önce Balıkesir Erdek daha sonra Çanakkale ve kapanışı da yine Balıkesir’in Ege sahilinde Edremit rotamız oldu. Hiçbir şey önceden planlı değildi, yer ayırtmadık, boş olan kamp yerine kapağı attık, çadırı kurduk. Tamam olan tek şey benim ayrıntı konusunda uzmanlaşmış beynim sayesinde tam tekmil dolu bagajımızdı. Yorgana varana dek almıştık. Çünkü şişme yatak alamamıştık. Malum 6 kişilik aile olunca yetişmek zor oluyor. İlk turda bu rotayı bizbize, ikinci seferde ise kardeşimi de alıp birlikte tamamladık. Kamp şimdi bakınca özlem duyulacak bir tecrübe. Ama o anlarda hangi akılla geldik dediğim zamanlar da oldu. Çünkü aileyle beraber bütün işler de peşimden geldi. Yemek ha...